TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSU VE İLK CUMHURBAŞKANI ATATÜRK
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. DEVAMI....
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Saygıdeğer Üyeleri!
Büyük Millet Meclisinin hayırlı ve bereketli elinin, Türk milletinin geleceğini yönetmeye başladığının beşinci senesini kutluyoruz. Bu vesileyle yüksek heyetinizi saygıyla selâmlarım.
Geçen sene Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin gerçek arzularına uygun olarak devlet şeklini Cumhuriyet olarak kararlaştırdı. Cumhuriyet yönetimi, ülkemizin en uzak köşesine kadar büyük bir heyecanla ulaştı, kabul gördü. Millet; cumhuriyetin,Türk vatanını asırların kötü yönetiminden kurtaracak ve ülkeyi lâyık olduğu gelişme seviyesine ulaştıracak yegâne yönetim şekli olduğunu anladı. DEVAMI....
Seymenlik geleneğinin kökeni oğuz Türklerine dayanır.Oğuzlarda sivil inisiyatifle oluşmuş , insanların hiçbir lider veya askeri otorite olmaksızın düşmana karşı bir araya gelmeleri ve kıyafetleri,kılıcı,atıyla Seymen Alayı (Seymen düzülmesi) oluşturmaları ile başlamıştır. ikinci Mahmud'un kurduğu "Sekban" teşkilâtı "Seymen" kelimesinden alındığını iddia edilmektedir. Seymen düzülmeyi yalnız Ankara Efeleri anane olarak saklamıştır. DEVAMI...
Adı Oğuz, Soyu Oğuz,
Boyu Oğuz, Töresi Oğuz,
Kendi Beyini kendi Seçer,
Çağ kapanıp Çağ açar,
Vatan için serden geçer,
Doğrularla hemhal olan,
Yiğitlikte aslana timsal olan,
Sadakat ta dünyaya emsal olan onlar,
Anadoluyu yurt yapan
Selçuklulunun temelinde onlar vardı
3 kıtada at koşturan
Osmanlının özünde onlar vardı
27 Aralık 1919'da Dikmen sırtlarında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e "Paşam seni Görmeye Geldik, bu Vatan Uğruna ölmeye Geldik" diyerek Cumhuriyetin Temelinde onlar vardı.
Onlar Bir Gerçek,Onlar Bir Tarih,Onlar: ANKARALI SEYMENLER
ATATÜRK VE ANKARA
Büyük Zafer’den hemen sonra da, 2 Ekim 1922 günü İzmir’den Ankara’ya dönen Atatürk’e Ankara’lılar Ankara’ya ilk gelişinde olduğu gibi büyük bir tören hazırlamışlar, coşkun gösterilerle karşılamışlardı. O gün olağanüstü toplantısını yapan Ankara Belediye Meclisi, Atatürk’e “Ankara Hemşehriliği”ni vermiş, hazırlanan mazbata Belediye Başkanınca Atatürk’e sunulmuştu. Atatürk, 5 Ekim 1922’de, Ankara Belediyesi’ne Ankara’lılara duyurulmak üzere bir teşekkür mektubu gönderdi. Bu mektupta Atatürk Ankara’lılara içtenlikle teşekkür ettikten sonra şunları söylemiştir:
“Ankara Belediyesi vasıtasıyla Vatansever Ankara Ahalisine!
5 Ekim 1922
Beni Ankara’nın hamiyetli hemşehrileri arasına girmeğe davet suretiyle tecelli eden iltifatınıza samimi ruhumdan arz-ı şükran eylerim. Sevgili milletimizin bütün bir cihanı husumete karşı muzafferiyetle tetvic ettiği istiklâl mücadelesi tarihinde, Ankara adı, en aziz bir mevkii muhafaza edecektir. Bu mücadeleye başladığınız sıralarda bizi ihata eden müşkilâtın derecesi cümlenizin malûmudur. Bazılarınca iktihâmı hemen gayr-ı mümkün sanılan bu müşkülât karşısında sizler bir dakika tereddüt etmediniz ve üç sene mukaddem Sivas’tan Ankara’ya ayak bastığım zaman, bir misalini geçen gün göstermiş olduğunuz samimî ve kalbî tezahürat ile beni kollarınız arasına aldınız. O zaman gösterdiğiniz bu vatanî cesaret sayesinde, ecnebî müdahalesiyle İstanbul’ da kapattırılmış olan Meclis-i Meb’ûsân’ı, daha vâsi’ bir salahiyetle şân-ı milliye lâyık bir istiklâl ile Ankara’da açmak müessir olmuştu. İstanbul’da ecnebî süngülerine istinat edenlerin dağıttıkları Meclis-i Meb’ûsân’da cesur Erzurum hemşehrilerimin meb’usu sıfat-ı hâzırasım hâiz idim. Büyük Millet Meclisi için yeniden yapılan intihapta beni Ankara’dan a’za intihap etmek suretiyle bu sıfat-ı hâzıraya ayrı bir selâhiyet-i kanuniye ilâve buyurdunuz. Büyük Millet Meclisi sizin muhit-i hamasetinizde bîpervâ istiklâl mücadelesine devam edebilmiştir. Binaenaleyh Ankaralı hemşehrilerimizin bu istihlas-ı vatan mücadelesinde ayrı bir hisse-i şerefi vardır.
Bu vesileyle hemşehrilerimi bir kardeş samimiyetiyle tebrik eder ve bana karşı gösterdiğiniz kalbî muhabbete mukabeleten cümlenizi derâgûş eylerim. Gazi M. Kemal”
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Mustafa Kemal’in şahsında Ankara, hem Milli Mücadele’nin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve hem de konumuz dışında kalan ve ileriki yıllarda, Ekim 1923’te gerçekleşecek olan “başkentlik” sıfatıyla yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda merkezi, kalpgâhı olmuştur.(Kaynak :Atatürk Araştırma Merkezi dergisi, Sayı 29, Cilt: X, Temmuz 1994)
MUSTAFA KEMAL ANKARA’DA
Takvim, 27 Aralık 1919 Cumartesi.
Hava açık, ılık. Birkaç gün önce sepeleyen kar tutmamış.
Halk, Çankaya bağlarının batısındaki Kırşehir yoluna açılan yokuş boyunca akın akın yollarda. Kulaklar minarelerde. O tarihi anı, selalarla bütün Ankara’ya müezzinler duyuracaktı.
Mustafa Kemal’i karşılamaya çıkanlar arasında bölük bölük seymenler göz alıcı bir biçimde. Hepsi de çakı gibi. Kimi atlı, kimi yaya. Kiminin sağ omzunda baltaları asılı, kiminin “Martini” tüfekleri çapraz. Şal kuşaklarında hançerleri parlıyor. Gözleri gibi.
Elbas köyünden usta davulcular gelmiş. Abdal Hasan’lar, Deli Haydar’lar, Kara Mahmut’lar, Mohaç’tan, Çaldıran’dan, ya da bir başka er meydanından.Sabırsız bir bekleyiş bu.
Saatler öğleden sonra üçü on geçeyi gösterirken, o selalar duyuldu. Cümle halk arasında bir dalgalanma oldu. Yokuş başına doğru bir yüklendi Ankara. Bir sevinçli telaş, bir büyük heyecan.
Uzaklarda bir motor gürültüsü vardı. Sonra, korna sesleri. Evet, geliyordu Mustafa Kemal.
“Bandırma” vapuruyla Samsun’a gelen Osmanlı Paşası o “Miralay Mustafa Kemal Hazretleri” değildi bu gelen. Anadolu hareketini başlattığı için boynunda sarayın “idam fermanını” taşıyan, bütün rütbelerinden istifa etmiş ve “Milletin bağrına dönmüş bir fert olarak” sadece Mustafa Kemal’di.
Kutsal kavgamızın. “Kurtuluş Savaşı”nın hazırlığını tamamlamıştı. Ankara, bu hazırlığın doruk noktasıydı. Yaralı bir ulus, artık onun önderliğinde buradan şahlanacaktı.
Samsun’da bir hurdalıktan alınan, her parçası bir başka yerde bulunmuş, üstü açık, köhne otomobili yaklaşınca heyecan son haddine varmıştı. Davullar çok daha coşkuyla vuruyor, cümle tezahurat birbirine karışıyordu.
Gülümsüyordu Mustafa Kemal, henüz 38 yaşındaydı ama, yüzünde, nice savaş meydanının tandırında yoğrulmuş bir başka olgunluk vardı. Mavi gözleri çelik pırıltısıyla yanıyor, kalpağının iki kenarında, şakaklarında uçuşan başak rengi saçları, güzel yüzüne bir başka anlam veriyordu.
Yokuş başında, seymenlerin önünde durdu. Otomobilden indi. Onlara doğru ağır ağır yürüdü.
Hepsi bir anda esas duruşa geçtiler. Her soluk tek can olmuştu. Bütün gözler, onun gözlerinde düğümlüydü. Vakur ve sert bir sesle:
- Merhaba efendiler! dedi.
- Sağol Paşa Hazretleri...
- Arkadaşlar! Buraya neden geldiniz?
- Millet yolunda can vermeye geldik!
- Fikrinizde sabit misiniz?
- And olsun.
... Ve, işte o zaman Mustafa Kemal’in gözleri ilk kez yaşardı. Zincir kabul etmeyen bu ulus, onun peşinde, gerekirse ölüme bile, göz kırpmadan gidebilirdi.
Metin SOYSAL
(Yıllarboyu Tarih Dergisinden)
ANKARA'M
Yedi dağ arasına, Atalar mekan kurmuş,
ATA’ya mesken olmuş, şânı güzel Ankara’m,
Seğmenler huzurunda, el pençe divan durmuş,
Seğmenlerin başkenti, şânı güzel Ankara’m,
Murat DUMAN
KIZILCAHAMAM
Doğanın bağışta bulunurken cömert davrandığı yer. Kızılcahamam, dağlar, ormanlar, kaplıca, içmeler ve daha çok şey... Ankara’ya 75 km. uzaklıktaki sık çam ormanlarıyla kaplı olan Kızılcahamam Ankara çevresinin en sık gidilen dinlenme yeri. Geniş bir alana yayılmış olan orman içinde, konaklama tesisleri ve lokantalar var.Kızılcahamam'ın en büyük özelliği, 4 farklı türde suya sahip olması. Termal, menba, maden ve içme suyunu birarada kullanan ilçe, belki de bu yönüyle dünyada tek . DEVAMI İÇİN..
FON RESMİ:Remzi YAYLA-Minik Seymenler
FON MÜZİĞİ :Onuncu Yıl Marşı -Çatalca Belediyesi TSM Korosu 29 Ekim 2006
Bu site en iyi 1280 x 1024 ekran çözünürlüğünde
ve internet explorer 8 ile görüntülenir
Yasal Uyarı : Bu sitenin tüm hakları saklıdır.
İzin almadan site içeriğindeki yazı ve görseller alınamaz ve başka yerde yayınlanamaz.
© 2005-2010
www.seymen.net | seymen@seymen.net